“Yekî gencî pedîd âmed der în dükkân-i zerkûbî
Zihî sûret, zihî ma’nî, zihî hubî, zihî hubî”
“Bana bu kuyumcu dükkanından bir definedir göründü. Ne mutlu suret, ne hoş mana, ne güzellik, ne güzellik…”
Yukarıda zikrettiğimiz beyit, bildiğin gibi kuyumcu Salâhaddin’in dükkanının önünden geçerken semaya başlayan Mevlanamızın ünlü beyitlerindendir. Hz Pir önceden de sema ederdi, bunu Eflaki’nin aktarımından öğreniyoruz lakin en meşhur sema sahnesi Konya sokaklarında Şeyh Salâhaddin’in kuyumcu dükkanı önünde cereyan eden bu hadisedir sanırım.
Hz Pir’in çırakların altınlara vurduğu seslerden etkilenerek sema etmesiyle mest olan Ulu Şeyh Salâhaddin, altın varakların zarar görmesine aldırmadan çıraklarına vurmaya devam edin demiştir.
Şeyh Salâhaddin, sonunda ikilinin etrafına toplaşan ahaliye şöyle seslenir:
“Ben gerçek altını buldum yağmalayın dükkanımı. Ben asıl hazinenin yerini gördüm çünkü, yağmalayın !”
Sevgili dostum, Semazenim, Pirimiz ne demişti ?
Ey oğul! Bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın?
Salâhaddinin ayağının tozu olsak, namazlarımız da semalarımız da bir an için Rabbimizin dergahında gözümüzü açsak, burada kapasak. Belki bir daha hiç kendimize gelemeyiz o zaman belki anlarız:
“Gerçeğin tadını alan er
ne altına aldırış eder,
ne kalender tacına bakar.
Ne tasası vardır, ne kini”
…derken ne demiş Celaleddin Rumi.
Semazenim, canım, cancağzım,
Semâ safa, cana şife, ruha gıdadır. Allah kabul etsin…
